spacer
Ana Menü
Anasayfa
Hakkımızda
Etkinlikler
Tohum Kütüphanesi
Deneyimler
Yazılar
Ne Yapabilirim
Seyir Defteri
İletişim
İmece Takvimi
Fotoğraflar
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

spacer
Yazılar
"Baska Bir Okul Mumkun" Girisimi PDF Yazdır E-posta

“Baska bir okul mumkun” girisimi Istanbul'da yasayan ve halihazirda var olan egitim modellerinden yana derdi olan aile ve egitimcilerden olusan bir inisiyatiftir. 2009 yili Eylul ayinda ufak bir grupla yola koyulan inisiyatifin su anda 100'den fazla takipcisi ve destekcisi bulunmaktadir.

Devamını oku...
 
Madenci geliyor-Kazdağında yeniden dayanışma başlıyor!!! PDF Yazdır E-posta

Maden yasası meclise geliyorrrr!!!

Körfez Alarmda!!! 

Burhaniye’de toplanan çok sayıda üretici,köylü,STK temsilcisi,Belediye Başkanları,İl ve Belediye Meclis üyeleri,TARİŞ ve Marmara Birlik,Ziraat Odaları Yöneticileri,Zeytin sektörü temsilcileri maden yasasında değişiklik yaparak başta zeytincilik olmak üzere yaban hayata,ormana karşı oluşturulan tehdidi,yasa teklifini engellemek üzere “Acil Eylem Planı” hazırlayarak birlik oldu.

 

Madra Dağı ve Kazdağları Belediyeler Birliği dönem Başkanı Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkanın daveti ile toplanan katılımcılar daha önce birlikte hareket etmiş olmanın deneyimi ile duygusal konuşmalar yerine hemen durum değerlendirmesi yaparak yasa teklifini engelleme görüşmelerine başladılar.

 
Devamını oku...
 
İmece'de Tarım PDF Yazdır E-posta
Tohum,Toprak,Su ve Hava ile Dayanışmanın Gücü; Özgürlük

Kazdağı’nda İmece Evi adıyla bir çiftlik kuruluşu ardından  Dernekleşerek dayanışmaya dönüşen hareketimiz bugünlerde Kazdağı’nda süren çalışmalarımızın  bir benzeri ve şehir versiyonu İstanbul’da kurulmaya başlandı. Hem Kazdağı’nda hem de İstanbul’un nisbeten doğal kalmış alanlarında tohumlarımız toprağı delmeye başladı. Mayısın son günlerinde salatalıktan başlayarak kendi ürettiğimiz gıdaları yemeğe ve paylaşmaya başlayacağız.

İmece Evi'nde günlük ya   da konaklamalı ziyarete gelen destekçiler ile beraber doğal tarımın her ayrıntısını uygulayan gönüllüler kendi doğal deterjanları dahil enerji üretimi, kerpiç yapımı, marangozluk, arı ve tavukların bakımını günlük işleri arasında uygulayarak öğreniyorlar. Şehirdeki yaşam alışkanlıklarının belki de en kritik olanı ihtiyaçlarını satın alarak değil önemli ölçüde üreterek gerçekleştiren gönüllüler bilgi, deneyim dağarcıklarını zenginleştirerek ait oldukları ya   da hayal ettikleri yere giderken kendilerini daha “hazır” hissediyorlar.

23 Nisan Ensar Koleji-Organik Tarım Kulübü öğrencilerinin Kazdağına gelmesi ile tarıma, bahçelerimize yoğunlaştık;

 

Kazdağı İmece Evi ' nde bulunan evlerimizden Siyah  Ev ile Kırmızı Ev arasını Permakültür ve Fukuoka yöntemlerine ayırdık. Şubat ve  mart aylarında bu bölgede bazı bahçelerin otlarını kesip olduğu yerde bırakarak   üstünü çaput, mürekkepsiz koli veya kağıtlarla örtmüş, üstüne başka yerde biçtiğimiz otları da sermiştik. Yağmurlarla çürüyen örtünün altında yumuşacık olan toprağa fide çubukları ile delip içine özenle çoğalttığımız mısır tohumlarını bıraktık.

Aynı bölgede bir tarafa nemi koruma açısından permakültür ve  f ukuokanın “malç” yöntemine göre ne oranda verimli olacağını karşılaştırmak için  perlit,  zeolit ve  ekosorb denen su tutucuları toprak altına serip buralara da aynı mısır tohumlarından ektik. Bir kısmına da geleneksel yöntemle çapalayıp oluşturduğumuz karığa hayvan gübresi ile destekleyip gene mısır ektik.

Tasarımımızda daha önceki senelerde ektiğimiz yerleri değiştirmeye dikkat ederek aynı tür bitkinin toprağı zayıflatmasına izin vermedik. Tipi ve Yurt’un önünden başlayarak Turuncu  Eve kadar olan tarım arazimizin yaklaşık yarısını en değerli tohumumuz olan  mısıra ayırıp bunu ektik. Mısır alanının çit tarafını ve domates-biber-patlıcan grubuna damlama sulama döşedik.

İlk şaşırtmayı yaptığımız fidelerimiz özellikle Yalova-Atatürk Çiftliği'nin organik sertifikalı domatesleri füze gibi büyüdü!!! Haftaya “Doğal Tarım Atölyesinde” fidelerimizi yerlerine ekmeyi planlıyoruz.

Bir senelik kompostumuz,   yeşil gübremiz yaklaşık iki traktör var.   Geçen sene aldığımız koyun,  inek gübremiz   de bir traktör var. Bunları  2'ye bir ölçeğinde varilde karıştırarak şurup hazırlıyoruz. Şuruba çocuk ve erkek idrarı, humik asit, odun külüde katıp içeriği zenginleştirip ya direk tohum ektiğimiz yere ya   da damlama sulamayı besleyen su variline karıştırıyoruz.

Kazdağı'nda dördüncü yılımıza girerken topraklarımızı tekrar atlarla sürdük. Böylelikle hem petrolle topraklarımızı kirletmemiş olup hem de geleneksel,   yerel üretim kültürüne katkımız oldu. Arıklı Köyü'nden çoban dostumuz Fevzi ile bir yandan çift sürerken diğer yandan bu sene canlı hayvan ve süt-peynir fiyatlarındaki artıştan doğan memnuniyetini konuştuk. Gerçi bu durumu sosyal dayanışma ağımızla nasıl paylaşacağımızı henüz bilemesek  de üreticinin yüzünün gülmesi,   üretmeye yönelmesi şimdilik olumlu bir gelişme gibi görünüyor.

 

Bu arada hazır konu hayvandan açılmışken yeni bir şey öğrendik. Bunun ne oranda iyi-kötü olduğunu bilen varsa paylaşırsa seviniriz; Hemen hemen köylerin çoğunda eğer köylü yumurtayı satmak için üretiyorsa bunu  nisan ayında tavuk fabrikalarından aldığı civcivlerle yapıyor.Tanesi 2 liradan satılan toplamda 1.6 liraya olabilen civcivlerden 40-50 tane alan köylü evinin bir köşesindeki kümeste akşamları yem vermeden bir saat önce dolaşmalarına bazen izin verip yem olarakta elbette GDO ' lu mısırın   da içinde olduğu hazır yemi yedirerek üretimi gerçekleştiriyorlar.   Şimdi bu civcivlerden ve bu üretim biçiminden elde edilen, civ civ doğuramayan bu sistemden çıkan yumurtalar sağlıklı mıdır?

Neyse biz gene bahçelere girelim; Permakültürde öğrendiğimiz bir yöntemde basılan yerlerin belirlenip mümkünse taş döşenip hem yürürken bitki köklerine zarar vermemek hemde seneye bahçe hazırlarken her yeri kazmak ya   da malç yapmak için boşuna emek harcamamak ilkesi. Kazdağı'nın içerisine yaptığımız mantar,   odun,vs. toplama etkinliklerimizde doğal kayrak taşı (yassı büyük taş) bölgelerinden biraz taş getirmiştik.   Bunlar ilk uygulamalarımız için hem pratik hemde yapmak istediğimizi anlaşılır kıldı.

Kazdağındaki tarımımız ziyaretçilerimizle birlikte yememiz için.   İstanbul'da ise İstanbul 'daki dostlarımızla paylaşmak için.   Mart ayında Beykoz’un Öğümce köyünde başlayan üretim ve bilgi paylaşım sürecine Mayıs ayında Ömerli’nin Ballıca Köyü’de katılıyor. Bu köylerde tarım yapan dostlarımız  İmece'nin dayanışma ağına katılarak ürünlerini sosyal ilişki kurdukları benzerleri ile paylaşarak serbest piyasa ekonomisinden çıkmaya  çalışıyor.

Ballıca Köyü Ömerli Gölünün hemen kıyısında orman köyü.   Karadeniz ikliminin hakim olduğu ve gölü koruma gerekçesi ile neyse ki nispeten temiz kalmış bu  şirin İstanbul köyünde Burçin Karababa ekolojik sertifikalı “solucan gübresi” üretim çiftliği kurmuş;www.ekosol.net. Ekolojik tarım yapan üreticiler için çok değerli ve endüstriyel gübrelere göre ekonomik olan solucan gübresinin yanı sıra 27 dönümlük bahçesinde doğal tarım yaparak yakın çevresi ile paylaşıyor. Bu paylaşıma kendi içinde dağıtım ağını kuran 10  İmecan ailesi de katılarak hem doğal,   temiz,   yerel üretime destek olup hem   de sağlıklı ve ekonomik beslenecekler. Bu sene deneme ve alıştırma ile gerçekleşecek ürün dayanışma ağı ile edinilecek tecrübe ile seneye daha fazla üreticiye ve destekçiye uygulanan yöntem güncellenerek paylaşılıp çoğalmanın kapıları açılacak.

 

Bugünlerde Ege ve Karadeniz bölgelerimizde tohumlar toprakla buluşuyor.   Size en yakın bahçeye uğrayıp elinizi ve ayağınızı toprakla şenlendirip eğlenceye katılabilirsiniz.

Sevgilerimizle ::-)         İmece Evi Ekolojik Çözümler Çiftliği,Derneği ve Öğrenme Merkezi

 

 
sadhana forest komün çiftliği PDF Yazdır E-posta
herkese selamlar,

şubat ayında, hindistan'ın güneydoğusunda bulunan auroville köyünde yer alan "sadhana forest" adlı çiftlikteydim. oradayken, sık sık "ah ah, 20li yaşlarımda, ne yapacağımı, ne edeceğimi bilmez halde, saçma sapan gençliğimi tüketirken niye böyle yerlere gelmedim" diye içimden
geçirdiğimden, burayı tanıtmayı boynumun borcu bilirim.

auroville denen komün(ümsü) nedir, nasıl kuruldu, bunun hikayesi uzun,
merak eden www.auroville.org'a girip bakabilir.

sadhana forest komün çiftliği, işlerinden ve burjuva yaşam tarzından kesin şekilde ayrılan bir çiftin kurduğu, çiftliğin etrafındaki hayli geniş, çorak alanın ormanlaştırılmasını kendilerine amaç edinmiş bir çift tarafından kurulmuş.
Devamını oku...
 
doğada dengemi dediniz? PDF Yazdır E-posta

  

YARASALARIN ÖCÜ

F.Baykurt, 1954 yılında yayınladığı   yapıtında bize,  insanların ve yılanların yaşadıkları çevreye müdahale edildiğinde, köy ortamında ortaya çıkan toplumsal ve fiziksel çatışmayı, yerel dille  anlatır.

Yuva canlılar için önemlidir. Yaşama eyleminin başladığı, gerektiğinde sığınıldığı, üreme işlevinin yerine getirildiği, türün sürekliliğinin sağlandığı yataktır. Yuva canlı varlıkların var oldukları ilk çevredir.

İnsanlığın toplumsal deyişlerinde, her dilde,  “yuva bozmak”  olumsuz bir davranış olarak kabul edilir, hatta lanetlenir.

Balıkesir ilinde, Kaz Dağı ile Madra Dağı arasında kalan vadiye uzanan Havran Ovası, aslında zeytin ağaçlarının yuvasıdır. Bu yörede her yan zeytin bahçeleriyle kaplıdır. İnsanların çoğu karınlarını  zeytincilikle doyurur.  Sofralık zeytini de, zeytinyağı da nitelikte eşsizdir.

Antik çağlarda, kokulu üzümleriyle Pergamon kraliçelerine  ürün sunan bu bereketli topraklar, Edremit Ovası’yla birlikte  Thebe Ovası olarak da anılırdı.  

 

Zeytin ağaçları mayıs sonu haziran başında çiçek açar. Sarı beyaz çiçekler rüzgarla, arılarla, böceklerle, diğer uçucularla  döllenir, meyveye yatar.  İyi rüzgar varsa,  uçan canlılar polenleri ağaçlar arasında iyi taşırsa o yıl ürün bol olur. Aksi, üretimde hüsrandır.

Büyük bilgin Albert Einstein bile; “Arılar yok olursa insanlık da birkaç yıl içinde yok olur!”, demiyor mu?

Son yıllarda Havran yöresinde arazilerin sulanması için küçük bir baraj yapılır. Amaç, yaklaşık 3 bin 500 hektar alanı sulamak, aynı zamanda taşkınları önlemektir. 72 milyon TL harcanarak gerçekleştirilen bu yatırım  bölgede sevinçle karşılanır. Üretim artacak, teknik kolaylaşacaktır. Beklenti budur.

Ancak bir sorun vardır! Barajın yapıldığı, bir yanı kayalık alanda, yarasa yuvaları bulunur.

Yarasalar büyük mağaralarda barınırlar. Yöre onların doğal yaşama ortamıdır. Belki de yüzbinlerce yıldır orada yaşamaktadırlar. Çevrenin bir parçasıdırlar.

Yarasa ilginç bir  varlıktır. Uçabilen tek memeli hayvandır. Kanatları deridir. Küçücük gözleriyle de görebilir ama genellikle kanatlarını çırparken çıkardığı yüksek frekanslı seslerin bir cisme çarpıp yansımasıyla çevrelerindeki varlıkları, avları algılar.

Ses dalgalarına  duyarlıdır. Canlı radar gibidir! İnsan kulağı, frekansı en çok 20 bin olan sesleri duyarken, yarasa  frekansı 200 bin olan sesleri rahatlıkla duyabilir.

Böceklerle, sineklerle, meyvelerle beslenir. Yuvalarında, baş aşağı durarak  uzun kış uykularına yatar.

Bilimsel adı Myortis Emerginatus olan Havran’ın yarasaları çevrede insanlardan  saygı görmektedir. Çünkü onlar, kendi beslenmeleri için zeytin çiçeklerine zarar veren sinekleri, tırtılları yemekte, çiçeklerin döllenmesine yardımcı olmaktadır. Bu da çiftçiler için iyi bir şeydir.

Bu nedenle, Havran barajında su tutulmadan önce, çevre koruma bilincinin yükselmesi, bölge insanlarının ısrarıyla, yuvaları suya gömülecek yarasaları korumak için yetkililer tarafından yapay mağaralar yapılır.

Gel gör ki, evdeki hesap çarşıya uymaz!

Baraj suyla dolup, İnboğazı denen yerdeki mağaralar göl altında kalınca, yarasalar ortadan kaybolur. Yuvaları bozulmuştur.

Sonradan yapılan sığınaklara göç etmeleri, taşınmaları umulur ama sağda solda rastlanan yarasa ölülerinden başka yarasa çevrede görülmez. Yapay mağaralar boştur.

Yapay yuvalara değil, hala gerçek yuvalarını aramaktadır belki kayıp yarasalar!

Yörede sesler yükselmeye başlar. “Sayıları 20 bin olarak tahmin edilen yarasa nüfusunun nereye gittiği, ne olduğu sorulur.”

Bu arada, bölge ekonomisinin can damarı olan zeytin, zeytinyağı üretiminde 2009 yılı bol ürün beklenen bir yıldır. Havalar uygun gitmiş, toprak bol yağış almıştır. Ağaçlar çiçeklerle doludur. Ve çiçekler meyve tutar. Zeytin üreticisi için en önemli tarımsal mücadele, zeytin sineği denen zararlıya karşı yapılan mücadeledir. 

 

Zeytin tanesini zedeleyen bu sinek, tanelerin yere düşmesine, çürümesine, dolayısıyla zeytinyağı kalitesinin azalmasına, az ürün elde edilmesine yol açar.

Çiftçi bu zararlıyla değişik yöntemlerle mücadele eder ama, kimilerine göre, aslında bu sinekleri doğal olarak yok eden yarasalardır. Bilim adamlarına göre günde 2 bin-2 bin 500, 100-250 kg sinek yerler. Doğal besin zinciri, doğanın kendi dengesini kurmasında en önemli etkendir.

İddialara göre, baraj yapımıyla üretim artışı beklenirken tam aksi görülmüş, yarasaların yok olmasıyla ürün kaybı artmıştır. 2009 yılı üretiminin düşük olmasının nedenlerinden biri olarak yarasaların yuvalarının bozulması kabul edilir. 

 

Biliniyor ki, içinde yaşadağımız doğa binlerce yıllık doğal oluşumun sonucudur.

Çevreye,  iyi düşünülmeden, iyi araştırılıp değerlendirilmeden, yalnızca ekonomik kaygılarla ve güncel ihtiyaçları karşılama güdüsüyle yapılan müdahaleler hiç beklenmeyen olumsuzluklarla karşılaşılmasına neden olabiliyor.

Doğanın dengesiyle oynanması yalnız diğer canlıları değil,  insanların varlığını da tehdit ediyor.

 

İnsanlık yalnızca yılanların, yarasaların değil, tüm doğanın öcünden çekinmelidir.

Bunun tek yolu doğaya ve çevreye saygıdır.

Sefa Taşkın

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 31

Fotoğraflar
HaberleşmeAğımız

 

Facebook
EuroWeather
Midilli
26°C
Midilli 26°C
Istanbul 27°C
Ankara 22°C
İzmir 29°C
Balıkesir 25°C
Saat

spacer