Anasayfa arrow Seyir Defteri
spacer
Ana Menü
Anasayfa
Hakkımızda
Bostan Aboneliği
Etkinlikler
Deneyimler
Seyir Defteri
Ziyaret
Fotoğraflar
İletişim
Sık Sorulan Sorular
English
HaberleşmeAğımız
Facebook

 

Fotoğraflar

EuroWeather
Midilli
---
Midilli °C
Istanbul °C
Ankara °C
İzmir °C
Balıkesir °C

spacer
Seyir Defteri
Sakarya buluşması PDF Yazdır E-posta

Ekolojik yaşamı arayış yolculuğunda önemli bir buluşma;

Sakarya Şubat-2005 

Devamını oku...
 
Ekolojik yaşamı arayış yollarında PDF Yazdır E-posta
Temmuz2005'te Bugday'ın Tatuta'sı için kaleme alınan yazı ile o tarihteki durum! 
Devamını oku...
 
2004-Ekolojik yaşama merhaba ::-) PDF Yazdır E-posta

İmece Evi Kurucularından  İsmail Yenigün'ün yaşamındaki radikal dönüşümün ilk mektubu; 

Ekim,2004,

 
Devamını oku...
 
Kuzu Göbeği peşinde PDF Yazdır E-posta

30 MART 2007

Kazdağın’da Morçella’nın İzini Sürmek 

İmece’deki ikinci günümüz…… Hollanda asıllı komşumuz Karel ve eşi  Hicran’ın getirdiği çamaşır makinasından çıkma merdanede yaktığımız ateşin etrafındaki akşam sohbetinden sonra yeni güne İsmail Yenigün’ün “Günaydın” sesi ile başlamak, güneşin doğuşunu görebilmek beton ormana dönüşmeye başlamış İstanbul yaşamından ayrılmanın vaktinin artık geldiğini tekrar hatırlatıyor.   Yeter’in domates salçası,  İsmail’in sağdığı sütten Mehmet’in mayaladığı peynirle  yaptığımız Halil İbrahim kahvaltısı güne keyifle başlamamızı sağlayacak ikinci erk kaynağımız olacak gibi görünüyor buralarda.    Bugün heyecanlıyım çünkü Ayşe, Michael, Karel, Yeter, Mehmet ve İsmail ile birlikte önce alışveriş için Ayvacık pazarına, ardından da halk arasında kuzu göbeği olarak bilinen Morçella mantarı toplamak için dağlara  tabiri caizse “ava” çıkıyoruz.  Ayvacık pazarı bir renk cümbüşü…..yöre kadınlarının giydiği İstiklal caddesinde giyseniz “deli” olarak nitelendirilmenize neden olabilecek rengarenk elbiseler ve başlarına bağladıkları o güzel kefiyeler -ya da çekiler- pazarı kendine özgü bir hale getiriyor.  Anayasa mehkemesine dava edilen yeni tohum yasasına göre işlediği suçun farkında olmayan Alakeçi köyünden Ramazan’ın sattığı ata yadigarı Atalık Tohumları (susam, soya,  pırasa, maydonoz, salatalık, siyah patlıcan, karaveli fasulye)  İmece’nin büyümekte olan tohum bankasının koruması altındaki yeni değerleri olması için sepetimize yerleştirirken biz de suça iştirak ediyor  ve alışverişimizi tamamlayarak yola koyuluyoruz. Hedef yoldur…Kazansan da kaybetsen de mücadeledir aslolan…diyerek… 30dk’lık yolculuğun ardından yaklaşık üç saat sürecek morçella avına Mehmet ve Yeter’in rehberliğinde başlıyoruz…Morçella kozalaklara çok benzeyen bir mantar olduğu için bulunması gerçekten zor. Samanlıkta iğne arayan birine benzetiyorum kendimi bir an. Ancak ağaçların arasında yürümenin, dağlarda dolaşmanın insana verdiği bir duygu vardır ya işte o yetiyor beni yürütmeye hiç bulamayacak olsam da aradığımı….Ödülsüz yürümek….Ağaçlar yoldaşım….. İki saat olarak planladığımız av-toplama yağmur nedeniyle kesiliyor ve sepetimizin yarısı dolu, aracımız Gaffur’a doğru harekete geçiyoruz.….Biraz kozalak, odun ve çıra toplayıp arabaya yükledikten sonra geri dönüş yoluna koyuluyoruz… Yolda nehir kenarında su altından çektiğimiz fotoğraflar Kazdağının sularının temizliğini bir kez daha pekiştiriyor zihnimde…..İleride bu suları belki bu kadar berrak göremeyeceğimiz fikri her ne kadar karamsar yanımı beslese de en azından görüntüsünü zihinlerde yaşatmak belki bir ilham olur duygusuyla kendimi avutarak basıyorum deklanşöre... Dönüşte Abidinin evine uğruyor ve İmecenin kapısı için yerel mimariden kapı örnekleri ve teknolojileri örnek alıp, yola devam ediyoruz….Şehirde yaşamaya alışmış biri için öylesine farklı ki…..Alis harikalar diyarında….Harikalar her yerde….görebilirsek eğer…. Tam macera nihayetlendi derken tekrar arabadan iniyoruz ve Yeter ot toplayacağımızı söylüyor…Bir an için aklıma adaçayı falan geliyor.. Ya da ne bileyim nane kekik gibi şeyler ama…gelin görün ki üzerinde yürüsem ot diye geçeceğim türlü bitkiyi topladıktan sonra sofralarımızın nasıl da 3-5 sebzeyle kısırlaştığını fark ediyorum. Sütün “marketten” geldiğini zanneden şehir çocukları aklıma geliyor birden…Kendimi onlara benzetiyorum…Yenilebilir yüzlerce çeşidin 20-30 çeşide düşmesine üzgün ve şaşkın duygularla tepki veriyorum… biraz da kızgın….   Son durak Arıklı köyünden Fevzilere uğruyoruz oğlak mayası almak için….Çünkü buralarda iki tür maya kullanılıyor ve kendimize yeterli olmamızı sağlayacak olan doğal maya da oğlakdan geliyor…Fevzi’nin annesinden mayanın nasıl hazırlanacağını dinledikten sonra Midilli’nin ışıklarının olduğu tarafa doğru hareket etmeden önce bugün için son kez motoru çalıştırıyoruz, bir gün motorumuzu kendi ihtiyacımız için ürettiğimiz biyodizel ile çalıştırmanın hayalini kurarak… Nihayet akşam eve döndüğümüzde Yeter’in topladığımız otlarla yaptığı yemekleri yine İmece evinde yapılan yoğurtla yerken pazarda gördüğüm dilenciyi hatırlayarak dilenmeyen, kendine dayalı ve yeterli bir yaşamın ve yerel eko-lo-nominin mümkün olabileceği fikri benliğimde bir kez daha pekişiyor….Akşam sohbetinin ardından sade ama yeterli odama doğru uyumaya giderken ertesi günkü maceramızın neler getireceğini bilmemenin heyecanıyla İsmail’e bir kez daha sevgilerimi gönderiyorum….yürekten…  

Çiçeği burnunda imece editörlerinden

Levent Kartal“Maşallah”

 
<< Başa Dön < Önceki 21 22 23 24 25 26 27 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 235 - 242 Toplam: 242